Ünlü şef Aykal, New York'ta kurduğu orkestrayla ikinci kez sanatseverler ile buluşacak

Ünlü orkestra şefi ve Devlet Sanatçısı Aykal, "Beni devlet hem yedirdi, içirdi hem de okuttu. Onun için bunları hiç unutamam ve ben hayatım boyunca bu borcu ödemek için devletime, milletime, ülkeme çalışıyorum. Orkestra kuruyorum." dedi.

Ünlü şef Aykal, New York'ta kurduğu orkestrayla ikinci kez sanatseverler ile buluşacak

Ünlü orkestra şefi ve Devlet Sanatçısı Gürer Aykal, ABD'de kurduğu "New Manhattan Sinfonietta" (NMS) Orkestrası ile New York'un dünyaca ünlü konser salonu Carnegie Hall'da bugün "Anatolian Inspirations" (Anadolu Esintileri) konseri ile ABD'li sanatseverlerin karşısına çıkacak.

Çok sayıda orkestra kuran, dünyanın birçok yerinde konserler veren ABD'de "Fahri profesör" (emeritus) unvanına sahip Aykal, müzik serüvenini, New York'ta kurduğu senfoni orkestrasıyla vereceği ikinci konseri öncesi AA muhabirine anlattı.

Babasının müzik öğretmeni olması nedeniyle kendisinin de müzikle erken yaşta tanıştığını belirten Aykal, tayinlerinin çıktığı Diyarbakır'da ilkokuldayken Ankara'dan gelen müfettişlerin müziğe yatkın öğrencileri seçip Ankara'ya konservatuvara götürmek istemeleri üzerine müzik eğitimine başladığını ifade etti.

Aykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Beni izlediler, bana kulak sordular. Ben sesi hiçbir zaman ses diye duymadım, hep notasını duydum. Bu insanın babasından hani şeker geçiyor, tansiyon geçiyor, böyle şeyler de geçiyor. Dolayısıyla müzik müfettişleri Ankara'ya konservatuvara gelmemi istedi. 11 yaşında yatılı okudum. Beni devlet, hem yedirdi, içirdi, hem de okuttu. Onun için bunları hiç unutamam ve ben hayatım boyunca bu borcu ödemek için devletime, milletime, ülkeme çalışıyorum. Orkestra kuruyorum. Üzerinde orkestra açılır yazan bir tişört giyeceğim."

"Hayatımı kemanla kazandım"

Adnan Saygun'un öğrencisi olduğu için kendisini şanslı gördüğünü, 16 yıl konservatuvarda okuyup biri piyano, diğeri keman olmak üzere iki bölüm bitirdiğini belirten Aykal, "Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın sınavlarına girdim, kazandım ve kemancı oldum. Hayatımı kemanla kazandım ve bu benim için en büyük kazanç oldu." dedi.

Aykal, Ankara Devlet Konservatuvarını bitirdikten sonra yine devlet sınavlarıyla burs kazanarak İngiltere'ye eğitim için gönderildiğini vurgulayarak şunları kaydetti:

"İngiltere'de çok ünlü iki orkestra şefinin öğrencisi oldum. Orada bir buçuk yılda iki okulu bitirdim. Türkiye'de o zaman çok doğru olan sistemle okudum. Saygun'un öğrencisisiniz. Birebir Atatürk ile temas kurmuş insanlar, insanı başka türlü eğitiyorlar. O kadar köklü bir eğitiminiz var ki İngiltere'de o iki okulu bitirmem çok zor olmadı.

Dünyanın en iyi müzik okullarından Guildhall'da André Previn ile okuyordum, George Hurst ile çalışıyordum. Fakat bu buna yetmedi. Orada bir de kraliyet koleji Royal Academy var. Onu da okuyayım diye gittim, önce beni almadılar. Türk diplomamı saymadılar, onlara Guildhall'dan olduğumu söylemedim, okumak istediğimi söyledim, kabul etmediler, tipik İngiliz. Bana sordular 'burada ne yapıyorusunuz' diye ve Guildhall'da okuyorum dedim. İngilizlerde hep şöyle olur. Bir dakika derler içeri gidip gelirler, telefonla konuşurlar. Telefonda konuştu geldi ve 'tabii ki burada okuyabilirsiniz' dedi."

Kraliyet Koleji Royal Academy'de 16 yıldır kimsenin alamadığı diplomayı alan Türk

Royal Academy'deki bitirme sınavlarını 6 ayda tamamladığını söyleyen Aykal, şöyle devam etti:

"Akademiyi bitirdikten sonra Akademi başkanı Türk sefaretine bir yazı göndermiş. 16 yıldır bu diplomayı kimse alamıyormuş, bir Türk almış, onu kutlamak için sefire göndermiş. Sefir de bu yazıyı ne güzel diye öğrenci müfettişliğine göndermiş. Öğrenci müfettişliği de Türkiye'ye göndermiş. Türkiye de bu okulu bitirdi diyip benim bursumu kesmez mi. Aslında ben daha okuyordum. Çünkü İtalya'da da okumam lazımdı. Adnan Saygun eski müziği öğrenmem için benim Roma'da, Vatikan'da da okumamı istemişti çünkü çok önemli bir müzik var. Rönesanstan çok önce bu olaylar, kilise müziği. Kilise müziği bizim Anadolu müzikleri aslında, bugün bizim türkülerimiz. Biz herkesin dediği gibi bin yıldır orada değil daha fazla zamandır oradayız. Türklerin orada daha önce olduğunu müzikle kanıtlayabiliriz."

"Roma'da uzun süre aç kaldım"

Aykal, bursu kesilmesine rağmen müzik eğitimini tamamlamak için İtalya'ya da gittiğini anlatarak, "Roma'ya gittim, uzun süre aç kaldım, bursumu kestiler ya hani, göndermiyorlar. O zaman hiç iyiliklerini unutamayacağım Necil Kazım Akses, Ulvi Cemal Erkin, bunlar bakanlığa gidiyor 'siz napıyorsunuz, bu çocuk başarılı olduğu için erken bitirdi, eğitimine devam ediyor' diyorlar. Sonra benim birdenbire bütün o aylıklarım birlikte geldi, kendimi milyoner zannettim ve bol bol yemek yedim çünkü çok açtım. Sonra orayı da bitirdim ve Türkiye'ye döndüm." diye konuştu.

Türkiye'ye döndükten sonra Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasına atandığını kaydeden Aykal, orkestra şefliği serüveninin ise çocuk yaşta başladığını söyledi.

İlk orkestra şefliği 13 yaşında

Aykal, "Konservatuvarda 13 yaşında, o yaşlarda insan aşık oluyor. Ben de bir balerine aşık oldum. Para yok bir şey yazamıyorsun. ben de ona bir esercik yazdım. Sonra yazdığım eseri çaldırmak için arkadaşlarımı topladım ve elimi kolumu sallamaya başladım yani şeflik ve orkestra kurma o zamandan başladı." dedi.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasında çalarken hem orkestra içinden hem de dışardan bir Ankara Oda Orkestrası kurduğunu ve Suna Kan ve Faruk Güvenç ile pekiştirdikleri bu orkestranın o zamanın koşularında Avrupa'da 100'ün üstünde konser verdiğini dile getiren Aykal, "Her konserde tabii Türk eseri çaldık. Konsere gelenler hem orkestranın düzeyini hem bestecimizin düzeyini hem solistimizin düzeyini, yani Türkiye'nin bu konuda ne kadar etkin olduğunu görmüş oldular. O zamandan beri benim çalışmalarım öyle devam ediyor." ifadelerini kullandı.

"Antalya Orkestrası için Süleyman Demirel'i ikna ettim"

Aykal, Antalya Orkestrasını kurmak için dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile görüşmesini ise şöyle anlattı:

"Antalya o kadar önemli bir kent ki orada orkestra olmaması, opera olmaması bana dokunuyordu. Bunu Sayın Demirel'e nasıl anlattığımı size de anlatayım. Demirel, Cumhurbaşkanı olduktan sonra bize, sanatçılara çok yakındı. Çağırır sorardı. Antalya'nın önemini kendisine anlatmak için dedim ki 'ben bir sürü yere gidiyorum, havaalanlarında bekliyorum, bakıyorum böyle Türkiye'den İstanbul'a bir ama Antalya'ya beş uçuşu görüyorum.' Cin gibi bir adamdı, bu kadar zeki, kültürlü bir adam. Kendisine Antalya'yı böyle anlattım. Uzun uğraşlar sonrasında kuruldu, şimdi 22'nci yılında. Her yıl da bir iki kere yönetirim onları, çocuklarım gibidir."

Sanat ve müziğin sadece devlete kalmaması ve özel sektörün de kendilerine değer vermesi için Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrasını kurduğunu ve şimdi bu orkestranın Avrupa'da çalmadığı yer olmadığını aktaran Aykal, "Türkiye'yi dünyada tanıtan özel bir orkestra. Türkiye'nin artılarını her zaman görelim, ben deli oluyorum şu bardağın hep boş tarafıdan bakınca. Türkiye'nin Müslüman ülkeler arasında vardığı yerlerde ben müziğe geleyim. Bir özel sektör koskocaman bir orkestrayı 20 yıldır yaşatıyor ve bu orkestra dünyanın hemen hemen her yerinde konserler verdi." şeklinde konuştu.

"New York'ta Türklerin adı niye duyulmasın, niye Türk eseri çalınmasın"

New York'ta yaşayan Aykal, Türkiye'nin dışarda yalnız olduğunu ve itelendiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:

"Ben ülkemi dışarda yalnız görüyorum, dışarda çok kaldığım için, çok iteliyorlar bizi . Zaten bizi bizden değil de başkalarından duyuyorlar. Başkaları da bizi hiçbir zaman güzel anlatmıyor. Bütün bunların üstesinden gelebilmek için biz kendi sesimizi duyurmalıyız. New York dünyanın kültür sanat başkenti, herkesin kendini göstermek istediği olağanüstü bir dünyanın sanki özeti burası ve şimdi burada niye Türklerin adı duyulmasın, niye Türk eseri çalınmasın, niye Türkiye bilinmesin."

New York'ta bir orkestra kurmak için Türk Amerikan Sanat Topluluğu ile çok uğraştıklarını vurgulayan Aykal, şöyle konuştu:

"Kalıcı bir orkestra kurmak için birlikte bunun bir yola girdik. Bize para verenler var ama bütün orkestranın parası, salonun kirası. Bunlar karşılansa, biz bunları çok rahat yaparız. Biz bir şey kazanmıyoruz. Herkesin onu bilmesi lazım. Sadece ülkemizin çağdaş sesini, Türkiye'de dünyada birincilikler alan genç solistlerimiz var, 30 bile değil yaşları. Bunlar neden gelip burada bizimle çalmasın. Niye biz her konserimizde bir Türk eseri koyup besteciliğimizi göstermeyelim."

"Sabunumu bile veren devlete bir borcum var, ben nasıl yapmam tüm bunları"

Aykal, "Bir borcum var ya benim, devlet beni okuttu besledi ya, sabunumu bile verdi ya, ben nasıl yapmam bunları, işin özü bu." dedi.

New York'ta kurduğu orkestra ile iki yıldır çalıştıklarını, geçen sene de Carnegie Hall'da bir konser verdiklerini söyleyen Aykal, parasal sıkıntılar yaşadıklarını, bazı yerlerden bekledikleri desteği göremediklerini anlattı.

Aykal, New York'ta kurduğu orkestranın, Amerikalı, Uzak Doğulu ve Türk müzisyenlerden oluştuğunu ancak amacının tamamen Türklerin bulunduğu bir orkestrayı hayata geçirmek olduğunu sözlerine ekledi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER